18 Ağustos 2011 Perşembe

Guzel Adam; James Blake

Futbolda olduğu gibi teniste taraftarlık yapmayı pek sevmem, çoğu zaman benim için sonuçtan çok oynanan oyun önemlidir. Seyir zevki denince herkesten önce 2009 yılında kortlara veda eden Marat Safin gelir, özellikle toprak kortta kendisini izlemek bana büyük keyif verirdi. Tek ayağı üstünde zıplayarak vurduğu backhand'i o vuruşun tenis literatürüne Safin backhand'i olarak geçirecek şekilde iyi vururdu.  Şüphesiz kendisini izlerken büyük keyif aldığım bir başka oyuncu ise James Blake. Kendisi bitmek bilmeyen bir enerjiye ve Gonzalez ve Del Potro ile birlikte oyunun en iyisi olarak kabul görülen müthiş bir forehand'e sahip. Hem Safin'in hem de Blake'in kariyerleri sakatliklarin etkisiyle cok calkantili gecti, artik kortlardaki strese ve sakatliklara dayanamayan Safin 29 gibi genc bir yasta tenisi birakmaya karar vermisken Blake ise hala daha once mucuzevi bir sekilde basardigi geri donusu tekrar etmenin pesinde. 



Kariyeri'nin sonlarina yaklasan James Blake icin bir geri donus artik cok uzak gozukse de kendisi 2005 yilinda belki de spor tarihinin en buyuk geri donuslerinden birini gerceklestirerek buyuk bir mucizeye imza atmisti. 2004 yilinda kariyerinin o ana kadar olan en ust noktasindayken Roma'da mac oncesi yaptigi antrenmanda boynunu kiran Blake'in birakin tenis oynamayi 6 ay boyunca  yurumesine bile izin verilmemisti. Bir daha tenis oynayip oynayamayacagi bile belli degilken, Blake sakatligindan 6 hafta sonra babasini kaybetti. (Sakatligi sirasinda yasadiklari ve tenise geri donusu hakkinda 2007 yilinda Breaking Back: How I Lost Everything and Won Back My Life adinda bir kitap yayinladi. Yazdigi kitap spor camiasinda bugune kadar yazilmis en etkileyici biyografilerden biri olarak kabul ediliyor. Sophomore yilinda profosyonel tenisci olmak icin Harvard egitimini birakan Blake'den de bu beklenirdi.)  Butun bu olaylarin ustune biyografisinde kendisinin aslinda ne kadar sansli oldugunu dusundugunu anlatiyor. Sakatlanmis olmsini buyuk bir sans olarak goruyor ve aksi halde buyuk ihtimal babasinin hayatinin son 3-4 haftasinda onunla birlikte olamayacagini dusunuyor. Ayrica kitabinda Blake sakatliginin ve babasinin olumu  ardindan sevdigi herseyin elinden goz acip kapayincaya kadar elinden gidebileceginin farkina varip hayata hic olmadigi kadar guclu baglandigini soyluyor. 




Butun bu buyuk acilari yasadiktan sonra kimse Blake'den tekrar kortlara donup basarili olmasini beklemiyordu. Ustune ustluk bir yildir turnuva oynamadigi icin Blake siralamalarda ilk 200de bile degildi. Ama o cok kararliydi ve ise  ATP turnuvalarinin bir alt katogarisi olan Challenger turnuvalarini bir bir kazanarak basladi. Kisa surede cok yogun bir turnuva programinin ardindan 49.luga kadar yukseldi. Ama asil destegi onu cok seven Amerikan halkindan aldi. Genelde genc ve gelecek vaad eden oyunculara verilen US Open wild cardlarindan biri USTA tarafindan o sene James Blake'e verildi. Blake kendisine taninan bu sansi daha iyi kullanamazdi.  3. turda 2 numarali seri basi olan Nadal'i eledikten sonra ceyrek finale kadar yukseldi ve bir baska Amerikali Agassi'yle elesti.  Blake ceyrek finalde Agassi'ye belkide hayatimda izledigim en guzel tenis maclarindan birinde 5. seti 7-6 kaybederek elendi. Eger tenisi sevmeyen birine sevdirmeye calisiyorsaniz yapacaginiz en yararli seylerden biri ona US Open 2005 Agassi-Blake macini izletmek olur.




Artik siralamalarda geriye dustugu icin cok James Blake macina denk gelemiyorum. DVD ye cektigim maclar arasinda Safin'den sonra en cok James Blake maci var sanirim. Eylul'de cok buyuk ihtimal US Open'a gidecegim, en buyuk hayalim belki de baska bir turnuvada elime gecemeyecek bu firsati degerlendirip bu guzel adamin canli bir macini izlemek.

14 Ağustos 2011 Pazar

Ataturk Tenis Izlerken..

Fazla soze gerek yok, benim icin cekilmis en anlamli Ataturk fotografi. Ismet Inonu ile birlikte Karsiyaka Tenis Kulubunde tenis izlerken..
Daha Fenerliler Besiktaslilar tartisa dursun Ataturk hangi takimli diye

"Karşıyaka Spor Kulübü'nde karşı karşıya bulunduğum gençlik iftihara çok şayandır. Bu gençlik muvacehesinde istikbalin kuvveti, saadeti ne bariz görülmektedir." M.K Ataturk

11 Ağustos 2011 Perşembe

Un Sol para los Chicos

Marcelo Tinelli, Adrián Suar, Martin Palermo, Fernando Cavenaghi

Un Sol para los Chicos UNICEF'in Arjantin'de düzenlediği bir etkinlik, İspanyolca "Çocuklar için bir Güneş" anlamına geliyor. Buenos Aires'te Luna Park (lunapark?) Stadında düzenleniyormuş, geçtiğimiz 7 Ağustos Pazar akşamı da 20.yılını kutlamış etkinlik burada.




Etkinliğe Diego Torres, David Bisbal, Franco de Vita gibi Arjantin'in ünlü sanatçıları katılıyormuş. Bizi ilgilendiren kısım ise yukarıdaki resimdeki dörtlünün yaptığı Ayak Tenisi maçı. River Plate'li Fernando Cavenaghi ve çiçeği burnunda emekli Martin Palermo, televizyon sunucusu Marcelo Tinelli ve aktör Adrián Suar'a karşı oynamış. Maçın hareketi ise Palermo'dan, çevrilmesi çok zor bir sayıyı estetik bir voleyle bitirmiş yaşlı kurt. Rakip de fena oynamamış gerçi, ben bu takımları görünce büyük haksızlık var diye düşünmüştüm ama güzel sayı olmuş.


38 yaşında Martin Palermo, daha bu yaz emekli oldu diye hemen pabucunu dama atmamak lazım. Acaba emekli bir futbolcu böyle bir hareketi yapmaktan kaç yaşında vazgeçer? Bence hiç vazgeçmeyeni kesin vardır, Palermo'da eminim onlardan biri olur.

9 Ağustos 2011 Salı

Meriç Tunca ve Arda Turan

Meriç Tunca, bildiğim kadarıyla Hürriyet.com.tr Spor Müdürü kendisi. Ne zaman Hürriyet'in sitesinde ilginç, provokatif başlıklı bir yazı görsem kesin ona ait diye tahmin ederim, çoğunlukla da yanılmam. Ne kadar saçma yazıları olduğunu da bildiğimden biraz güleyim diye okurum, bitirdiğimde bir insan daha da saçmalayamaz diye sinir harbi geçiririm.

Duymayan kalmamıştır, Arda Turan 12 milyon Euro bonservis bedeliyle Atletico Madrid'e transfer olmuş, alacağı para 5 yıl boyunca yılda 2.5 milyon Euro olarak söyleniyor. İnternet sitelerinde gazetecilik zaten alay konusu haline gelmiş durumda, ben de Meriç Tunca'nın Arda Turan konulu, 29 Haziran 2011 tarihli yazısını alıntılamak istedim. İçi rahattır sanıyorum kendisinin, bence yine de yatacak yeri yok...

"Arda'yı kim işletiyor

Birileri belli ki Arda'yı işletiyor..

Ya da Arda bizi işletiyor..
Ya da hem Arda, hem birileri Galatasaraylılar'ı fena halde işletiyor..

* * *

Ne zaman transfer dönemi kapanıyor..
Bir bakıyorsunuz;
Arda Chelsea'ya gidiyor..
Atletico Madrid Arda için geliyor..
Barcelona Arda için ölüyor..
Manchester United Arda için bitiyor..
Liverpool Arda için yanıyor..
Bayern Münih Arda için tutuşuyor..
Hatta Chelsea biraz daha ileri gidip, ''Al Drogba'yı ver Arda'yı, al sana üstüne 7 milyon pound'' falan diyor..
Sonra...
Transfer dönemi açılıyor, imzalar atılmaya başlanıyor..
Bir bakıyorsunuz.. Ya da bakamıyorsunuz;
Ne Arda Chelsea'ya gidiyor..
Ne Atletico Madrid Arda için geliyor..
Ne Barcelona Arda için ölüyor..
Ne Manchester United Arda için bitiyor..
Ne Liverpool Arda için yanıyor..
Ne de Bayern Münih Arda için tutuşuyor..
Hatta Chelsea bile ''Al Drogba'yı, ver Arda'yı, al sana üstüne 7 milyon pound'' falan demiyor..
''Peki buradan hangi sonucu çıkartacaksın?'' derseniz;
Arda ile kıyaslanan dünyanın en sıradan oyuncusu (!) Messi Barcelona'da yerinde sayıp, bir teklif bile alamazken (!)
Messi ile kıyaslanan ve hatta ondan daha büyük olduğu kabul edilen Arda için dünyanın en süper kulüpleri adeta birbiriyle yarışıyor (!)

* * *

Allah aşkına biri beni durdursun..
Durdursun ki, gülmekten ölmeyeyim..."

Kaynak: Arda'yı Kim İşletiyor - Hürriyet Spor


8 Ağustos 2011 Pazartesi

Vedi Napoli Poi Muori*



*İlk Napoli'yi gör, sonra öl..

Napoli-Kuzey Italya cekismesi hemen hemen her konuda gundeme geliyor. Bu cekisme ulkede politik-sosyal-ekonomik ve hatta cografik bir sorun halinde. Kendini begenmis Kuzeylilere ise bu sene en guzel cevabi Serie A’da ucuncu olup direk Sampiyonlar Ligi'ne gitmeye hak kazanan Napoli’li futbolcular verdi. Bu basarida kuskusuz en buyuk paysahibi Napoli baskani Aurelio de Laurentiis. Napoli gibi bir takimin en cok ihtiyaci olan sey, takimi sahiplenecek iradeli bir baskandi. Kendisi gundeme en son Napoli’nin zorlu fiksturunu begenmeyip Serie A kura cekimini terk ederken ettigi kufurlerle gundeme gelmisti. Ancak bu fevri baskanin yaptigi ilk yaramazlik degil, kendisi ozellikle kuzey kuluplerinin lehine yaptigi curetkar aciklarmarla sik sik gundeme geliyor. Iste bu yerinde duramayan baskanin en iyi 10 gafi:

10. "Seni dovmeyecegim cunku benden cok daha yaslisin"
Takimi kendi evinde Lazio ile 2-2 berabere kaldiktan sonra buyuk bir sinirle soyunma odasina girip teknik direktor Edy Reja’ya bu sozleri soylemis, ironiktir ki Edy Reja suan Lazio takiminin basinda..

9. “Ingilizler kotu yasiyorlar; kotu yemek yiyorlar ve kadinlari vucutlarinin yikamalari gereken kisimlarini yikamiyorlar”
Medya uzerinden Marek Hamsik’in ve Ezequiel Lavezzi’nin kafasini karistirmaya calisan Ingiliz kuluplerine karsi altta kalmamis ve cevabi yapistirmis. “Istiyorlarsa gitsinler ama Ingiliz kadinlar taharet muslugu ne demek bilmiyorlar bile”

8. "Eger sporcuysan hayat kadinina gitmene gerek yok."
2009 yilinda Lavezzi’nin ismi fuhus skandalina karistiginda, Lavezzi’ye karsi yaptigi elestiri hala akillarda.



7. "Eger Donadoni’nin bir orta sahaoyuncusuna ihtiyaci varsa, gitsin kendisine alsin bitane.”
Yine 2009 yilinin yaz aylarinda Napoli’ye birbirinden unlu oyunculari imzalatip, transferde buyuk bir basariya imza attiktan sonra teknik direktor Donadoni’nin hala yetinemeyip yeni bir oyuncu istemesi De Laurentiis‘i sinirlendirmise benziyor.

6. "UEFA Kupasi? S*kimde bile degil."
Elfborg’u San Paolo’da eleyip bir ust tura cikan Napoli’nin galibiyetindensonra De Laurentiis’e fikri sorulmus, kendisi cok sevinmise benzemiyor. “Blatter ve Platini yuzunden artik UEFA kupasinin hicbir degeri yok”

5. “Berlusconi’ye karsi yapilabilecek hicbir sey yok”
Devre arasindan sonra bomba gibi bir baslangic yapip Juventus’u 3-0 yendiginde De Laurentiis’e sampiyonluk sansi sorulmus, bu sefer daha kibar bir sekilde“Berlusconi sampiyon olmak istiyor, ve sampiyon olmak icin herseyi (!) yapacaktir”

4. "Sorularin t*saklarimi acitmaya basladi”
La Gazzetta dello Sport muhabiri tarafindan Lavezzi, Hamsik ve Cavani’nin satilip satilmayacagi hakkinda sorulan soruya baskan kendi tarzinda bir cevap vermis.

3. "Eger Mazzoni aptallik yaparsa onun t*saklarini keserim”
Lavezzi’nin menejeri Mazzoni’ye De Laurentiis’in uyarisi gayet acik ve net.

2. "Messi ahmakin teki."
Bu yaz da Napoli baskani Messi’yi Copa Amerika’ya gittigiicin elestirmisti, “Ben olsam beni nasil oynatacaklari konusunda herhangi birfikri olmayan bir suru aptal adamin yanina gitmezdim”

1. "Futbolu birakiyorum, herkes bok gibi."
Son olarak da Napoli’nin kotu kurasini begenmeyip vespasi uzerinde terk etmistikura cekimini, kendi tarziyla elestiri yapmayi da ihmal etmemis.



Yabanci takim tutmayi hic anlamamisimdir, Turkiyeden birtakimin disinda herhangi bir yabanci takimin belki en fazla kisa vadede kazanmasini istemisimdir, sempati bile denemez buna. Eger bir Avrupa takiminin da kazanmasini istiyorsam bu istegimin nedeni o takimda sevdigim bir oyuncu olmasindan oteye gidemez. Ancak son iki yildir Lavezzi’li, Hamsik’li, Cavani’li Napoli’ye karsi ayri bir bagliligim olustu. Kuzey takimlarina karsi baskaldirisi atesli taraftar profili ve televizyondan kitaplardan ogrendigimiz Napoli-Maradona hikayeleri ile,Napoli’yi artik diger Avrupa takimlarimdan farkli bir yere koyuyorum.

5 Ağustos 2011 Cuma

Kevin Durant ve Nike Pro City League

Hatırlarsanız Kevin Durant önceki gün sokak basketbolu efsanelerinin yetiştiği Rucker Park'ta sahaya çıkıp 66 sayı atmıştı. Hatta bunun üzerine kendisi şöyle bir tweet bile atmış Blackberry'sinden:


Ertesi gün Durant, Manhattan'daki Baruch College sahasında başka bir maça çıkmış. Nike Pro City League kapsamında Durant'in formasını giydiği The Franchise, Big Apple Basketball'u uzatmada 146-143 yenmiş. Aslında bu maçtan sonra konuşulan isim Chicago Bulls gardı John Lucas III olmalıydı. Eski bir NBA koçu olan John Lucas'ın oğlu olan Lucas III, maçı Big Apple Basketball adına 60 sayıyla tamamlamış, ama kaybeden tarafta olunca ve rakip Durant olunca iş başka tabii.

Durant maçı 41 sayıyla tamamlamış, zaten Durant için artık olağan karşıladığımız şeyler. Benim daha çok ilgimi çeken, maç boyunca Durant'e farklı yollarla sataşan zenci arkadaş oldu. Aslında aşağıdaki videoda Got'Em Coach sitesi sağolsun olayı çok güzel anlatmış, yine de yazalım. Anlatılan, videodaki elemanın Durant'in maça tutuk bir performansla başladığı için tribünlerden sataşması. Saha biraz küçük olunca Durant arkadaşın eleştrilerini farketmiş. Gördüğümüz kadarıyla Durant, arkadaşın kendisine yaptığı Baby Lebron (Türkçesine Çakma Lebron denilebilir) yakıştırmasına da baya içerlemiş, bi siktir git havalarına girmiş. Gazı alan arkadaş maç boyunca devam etmiş bu sataşmalara, hatta Durant maçı beraberliğe taşıyacak bir serbest atışı da kaçırınca bu arkadaşa katılanlar olmuş. Normal sürenin sonunda ise The Franchise 137-134 gerideyken Durant maçı beraberliğe getiren üçlüğü yollamış, benche giderken selamını da çakmış bizim zenci arkadaşa:



Daha sonra uzatmalarda da maçı koparan basketi atmış Durant, bu yaz ligleri olayına iyice ısındı kendisi anladığım kadarıyla. Maç boyunca sadece 9/29 şut, 2/12 üçlük atmış gerçi, 41 sayısının 21'i serbest atışlardan. Yine de böyle atışmalar ve Durant'i çeşitli yaz liglerinde izlemek heyecan verici olsa gerek. Amerikalı taraftarlar açısından lokavtın ekmeğini yiyenlerde bu maçları izleyenler oluyor bu durumda, onların bizim gibi Anadolu Efes'i, Beşiktaş'ı yok tabii, maçlara giriş de ücretsizmiş ayrıca.

Maçta oynayan NBA oyuncusu sayısı da ikiden fazla bu arada. Pacers pivotu Roy Hibbert, Nets gardı Sundiata Gaines, bu yaz Fransız Chorale Roanne Basket ile sözleşme imzalayan eski NBA ve D-League oyuncusu Andre Barrett, ve NCAA kolej liginden St. John's forveti Justin Burrell de bu maçta forma giymiş.

4 Ağustos 2011 Perşembe

Chivas'lı Marco Fabián

Bizim Avrupa maçları heyecanını yaşadığımız şu günlerde, büyük takımların Amerika turnesi maceraları hala devam ediyor. Dün sabaha karşı 2011 World Football Challenge kapsamında Barcelona, Chivas (de Guadalajara) ile karşılaşmış. Miami'de oynanan maçta skordan anladığımız kadarıyla MLS ekibi Chivas, Barcelona'yı paramparça etmiş, maç sonucu 4-1.

Maçın en çok dikkat çeken ismi şüphesiz 22 yaşındaki Marco Fabián. 70.800 kişilik rekor seyircinin önünde muhteşem 2 gole imza atmış kendisi, ilki uzaktan falsolu bir füze, ikincisi de harika bir vole. Ayrıca goller yalnızca 3 dakika arayla gelmiş (60' - 63'), ve Chivas'ı 1-0 geriden gelip 2-1 öne geçiren goller aynı zamanda.


1989 doğumlu Fabián, Chivas takımıyla ilk maçına 10 Kasım 2007'de çıkmış, ancak ondan önce 10 sene boyunca Chivas'ın altyapı takımlarında forma giymiş. Ayrıca Meksika'nın gençlerle katıldığı Copa America 2011 kadrosunda da varmış kendisi. Avrupa'nın önde gelen takımları tarafından izleniyor mudur, ne zamandır izleniyordur bilmiyorum, ama bu sabaha karşı Barcelona'ya attığı gollerle çok dikkat çekeceği kesin.

2 Ağustos 2011 Salı

Rucker Park'tan Kevin Durant Geçti

Streetball ülkemizde AND1 markasının pazara girmesiyle yıllar önce popülerleşti, ancak sanırım artık eski havasını yitirdi. O dönemde sokak basketboluyla az da olsa ilgilenen herkes Rucker Park adını duymuştur. Rucker Park, New York'un Harlem bölgesinde bulunan bir basketbol sahası. Onu dünya üzerindeki diğer her basketbol sahasından ayıran özelliği ise üzerinde yetişen yıldızlar. Üzerinde pişip yıldız olan oyuncular arasında Earl "The Pearl" Monroe, Nate "Tiny" Archibald gibi efsaneler var. Günümüz oyuncularından Jamaal Tinsley ve sokak basketbolu efsanesi Rafer "Skip to my Lou" Alston gençken bu sahada yıldızlaşmışlar. Saydıklarımdan daha birçok fazlasının da NBA'de oynamaya başladıktan sonra buraya yolu düşüyor, yıldızlar Rucker Park'a gelip "NBA'de oynamayan dünyanın en iyi oyuncuları"na karşı boy gösteriyorlar. Sokak basketbolunun Kabe'si denen bu saha 1946 yılında yapılmış, 65 senedir hala dimdik ayakta.


NBA'de ise lokavt olduğunu artık Sağır Sultan bile duydu. Oyuncular Birliği başkanı ve Lakers gardı Derek Fisher, NBA komisyoneri David Stern ile dün bir araya geldi, ancak iki taraf da hayret içinde ayrıldı toplantıdan, işaretler hala 2011-2012 sezonunun tamamının oynanmayacağı yönünde. Lokavt sırasında ise takıma ait tüm binalar, antrenman salonları vs. oyunculara kapatılıyor, oyuncularla takım personeli ve yönetimlerin ilişiği kesiliyor. (Hatta Chris Paul'ün bu yaz düğününe davet ettiği güvenlik elemanı Randy Greenup, düğüne katılabilmek için NBA yönetiminden izin almak zorunda kaldı.) Lokavt süresince vaktini Filipinler'de para karşılığı şov maçına çıkan yıldızlar var, Deron Williams gibi soluğu Türkiye'de veya farklı Avrupa ülkelerinde alacaklar var, Amerika'da tatil yapmayı seçenler var.

Bu boşlukta Rucker Park'a yolu düşen son yıldız ise Kevin Durant. NBA'in en genç sayı kralı ünvanını elinde bulunduran Durant, Sean Bell All Stars takımına karşı DC Power beşinde forma giymiş. İstanbul'da bize karşı finalde oynadığı gibi, yine lokavt filan dinlememiş Durant, rakip potaya tam 66 sayı bırakarak takımını 99-93 galibiyete taşımış. "Ne var sanki, ben de NBA'de oynasam sokakta ben de 66 sayı atarım" diyenler için not düşeyim, Rucker Park sayı rekoru 74. Rekoru Joe "The Destroyer" Hammond 70'li yıllarda bu sahada oynarken kırmış, 30 yıllık bir rekordan bahsediyoruz yani.

Pazartesi gecesi oradakiler için maçı efsane kılan ise Durant'in son çeyrekte arka arkaya 5'te 5 üçlük atması olmuş, o üçlüklerden 4'ü ve taraftarın sahaya dalışı aşağıdaki videoda. Kevin Durant'e yapılan ikili, hatta üçlü sıkıştırmalar fayda etmeyince de rakip oyuncu Sean Bell maçı 1 dakikadan az bir süre kala bitirmiş. Maçı 9/11 üçlük isabetiyle 66 sayıda bitiren Durant de Rucker Park'a daha yalnızca ilk gelişinde efsaneler arasına adını yazdırdı diyebiliriz.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Moda Tenisi



Futbol, basketbol veya diger takim sporlarinin aksine tenis sporunda oyuncular forma giymek zorunda kalmadiklari icin, belli kurallar icinde tarzlarini kortlarda ve giydikleri kiyafetlere yansitabiliyorlar. Zaten son yillarda da unlu markalar oyuncularin kiyafetlerini tasarlamak icin harcadiklari butceyi de iyice arttirdilar. Ozellikle spor giyimin hemen hemen her alaninda oldugu gibi teniste de Addidas ve Nike buyuk rekabet icindeler. Her iki marka da sponsorlari olduklari her yildiz icin yilda dordu her bir Grand Slam olmak uzere 6-7 degisik kiyafet ve bu kiyafetle uygun olucak sekilde ayakkabi tasarliyor.


Tenis sporunun ilk oynanmaya baslandigi donemden itibaren ozellikle bayanlarda beyazin ve sadeligin getirdigi bir zariflik ve siklik soz konusuydu. Ancak bu moda anlayisi 40'larda bayanlarda etek boyunun kisalmasi disinda 90'lara kadar cok da buyuk yeniliklere acik degildi. Supehsiz tenis modasi en buyuk degisimini modaya cok merakli olan Williams kardeslerin 90'larin basinda tenis sahnesinde yer almaya baslamasiyla yasadi. Iki kardesin giydikleri renkli elbiseler, sarkan kupeler ve hazirlanisi 3-4 saat suren orgulu saclariyla daha cok sade ve beyaz agirlikli olan tenis modasinda adeta bir devrim niteligi tasidi. Tarzlari cogu zaman tenis severler tarafindan elestirilse de yarattiklari etki unlu modacilarin gozlerini tenis kortlarina cevirmeye fazlasiyla yetti. 1990larin sonundan itibaren baslarini Anna Kournikova, Maria Sharapova, Anna Ivanovic ve Caroline Wozniacki gibi guzel teniscilerin cektigi teniscilerin kortlardaki performanslari kadar ne giydikleri de konusulur oldu.


Arada isin ciddiyetini biraz kacirip sacmaliyanlar da olmadi degil, tenis modasi hakkinda yazarken Bethanie Mattek Sands’den ve tasarladigi cilgin kiyafetlerden bahsetmemek olmaz. Ne kadar tenisin sadeliginden ve zarifliginden uzak olsalarda Bethanie’nin kiyafetleri kortlara renk katmiyor da degil (!) 2007 yilinda US Open'da giydigi leopar desenli elbisesi ve 2011 yilinda Wimbledon'da giydigi tenis toplarindan olusmus ceketi durumun ciddiyetini kanitlar nitelikte.





Unlu tenisciler bu gunlerde dunyanin en unlu moda dergilerinde boy gosteriyorlar. Vouge dergisinin tenisin tenis modasinin gelisimi hakkinda guzel bir calismasi olmus. 1901-2011 yillari arasi tenis modasinin degisimini resimlerle anlatiliyor. Dunyaca unlu pazarlama ve arastirma firmasi Nielsen moda en uygun teniscileri su sekilde siralamis:

Top 10 Most Stylish Tennis Players
RANKPlayerN-Score%Stylilsh
1Caroline Wozniacki730
2Maria Sharapova4327
3Nicole Vaidisova525
4Elena Dementieva925
5Anna Kournikova4222
6Gael Monfils222
7Mike Bryan321
8Roger Federer5720
9Agnieszka Radwanska419
10Serena Williams13117
Source: Nielsen

Her ne kadar tenis sporuna farkli bir boyut katsa da renkli ve desenli tenis kiyafetlerine ben her zaman karsiyim. Kuskusuz marklarin bu renkli cilgin tasarimlari satmasi ve pazarlamasi daha kazancli, ancak oyuna olan saygiyi da hicbir zaman unutmamak gerekir. Nadal’in giydigi uzun sortlardan ve kolsuz t-shirtlerden daha nefret ettigim bir sey olamaz. Hayatim boyunca almadim ve aldigini gordugume de hep guldum. Sahsen sade ve klas tasarimlarin en azindan dizin ustunde olan sortlarin yakali t-shirlerin geri gelmesini istiyorum kortlara. McEnroe, Arthur Ashe ve Jimmy Connors gibi oyuncularin ustunde Fred Perry ve Sergio Tacchini tasarimlarini gorunce imrenmemek elde degil.



Yaz Ayları - 2

Ülkemizde haftalardır en çok konuşulan şey futbol herhalde, ama malesef futbolun kendisi değil. Liglerin ertelenmesiyle birlikte takımlar da kamplarına ve hazırlık maçlarına ara verdi, futbolcular izinlerini Çeşme, Bodrum gibi yerlerde geçiriyolar. Yine de Türkiye dışında futbol ve hayat devam ediyor, transfer döneminde Agüero'dan sonra Pastore'nin de yeni takımı artık kesinleşti gibi. Takım hisselerinin %70'i Qatar Investment Authority tarafından satın alınan Paris Saint-Germain parayı buldu, Pastore'ye 43 milyon euro saydı.

Okyanusun diğer tarafında Barcelona ve Manchester United bu haftasonu THY sponsorluğunda Washington DC'de karşı karşıya geldi. Çok değil daha 2 ay önce Şampiyonlar Ligi Finali'nde karşılaşan takımlarda bu sefer o kadroların sadece yarısı sahaya çıktı. Ama Manchester maçı 2-1 kazanınca çıkıp bizdeki gibi siz bizim yedek takımımızı yendiniz, aslarımız yoktu ondan yendiniz diyecek Barcelona fanatikleri kesin vardır. Maçın golü 1991 doğumlu genç Thiago Alcântara'dan gelmiş. U16 döneminden beri İspanya'da milli takımlarda forma giyiyormuş kendisi.


Yine okyanusun diğer tarafında ancak bu sefer Güney yarımküreden ilginç bir gol gelmiş, tanıdık bir isimden. Brezilya Ligi'nde Flamengo'da oynayan 31 yaşındaki Ronaldinho, bu yaşında bu dizlerle gol atmak için epey yormuş kendini. Golden sonra girdiği havalara bakarsak, bir daha da yormaz bence. Flamengo'da Gremio karşısında maçı 2-0 kazanmış.


Bizdeki belirsizlik bitene kadar futbol için artık yalnız bir gözümüz değil iki gözümüz dışarıda olacak anlaşılan...