18 Mayıs 2012 Cuma

Şamaroğlanı Spoelstra

Miami Heat dün akşam Indiana Pacers'a yenilerek Doğu Konferansı Yarı Finali'nde 2-1 geriye düştü. Maçta dikkat çeken olay ise Dwyane Wade'in koç Erik Spoelstra'ya çıkışması olmuş. Spoelstra'nın zaten takımdaki yüksek egolarla başedemediği gerçeği ortadaydı, kendisinin tipinde de takım üstünde etkisi olan bir koç havası yok zaten. Hücumda şutu kaçırıp savunmaya koşarken yavaş kalınca Spoelstra kızmış Wade'e, ama azarı da yemiş tabi sonrasında Wade'den.




Videoda dikkatimi çeken ilk şey Spoelstra'nın Wade ona bağırıp çağırırken Wade'in gözünün içine bile bakamaması. Hatta durumun garipliğiyle kulağını kaşıyan Spoelstra, bunun üstüne ancak Wade arkasını dönüp uzaklaşırken cevap verebilmiş. Daha sonra Wade yine üstüne yürür gibi olmuş gerçi koçun ama babacan Juwan Howard dahil olmuş olaya, Wade üzerinde Spoelstra'dan daha fazla sözünün geçtiği kesin gibi gözüküyor.

Herhangi bir koçu böyle görmek üzücü tabi, zavallı ve çaresiz bir koç durumunda resmen Spoelstra. Gerçi saha içine de yansıyan ve saygı haketmesini sağlayacak harika bir karar veya mükemmel bir düşünce görülmemiş kendisinden dün akşamki maçta. Indiana maçı ikinci yarıda koparıp götürünce çok ilginç bir havaya büründü seri. Wade ve Spoelstra'nın maçtan sonra yaşadıkları sürtüşme hakkında söyledikleri de aralarındaki ilişkiyi anlatıyor. Spoelstra maçtan sonra "That was during a very emotional part of the game, we were getting our butt kicked," ve "Those exchanges happen all the time during the course of the season." diyerek böyle şeyler her zaman olur diyerek olayı alttan almaya çalışmış, ama olmaz pek. Wade ise "I don't even remember what y'all talking about." diyerek olayı görmezden gelmiş, koçuna yaptığı hareket konusunda bu kadar umursamaz olması kafa yapısının aşağı yukarı göstergesi gibi.

Son olarak benim kendi isteğim şu NBA maçlarının tekrar NTVSpor'a veya en azından CNN Türk'e dönmesi. Kendi adıma zaten eskisi kadar çok NBA maçı izlemiyordum, ama yıllar sonra maçları canlı olarak izleyememek çok kötü oldu. Kaan Kural'ın maç sırasında attığı twitle olayı da özetleyelim: "Wade 1/11 3 sayı, 1 asist, 5 top kaybı, 1 koçla kavga, 2 Chalmers azarı, 1 takıma gider yapma, 6 kenarda söylenme ile oynuyor şu ana kadar"

25 Aralık 2011 Pazar

Merry Christmas

Del Piero Noel Baba kiliginda, Torino sokaklarindan renkli goruntuler..


Yahoo Fantasy NBA

Herkesin bir yerden başladığı bu fantasy basketbol liglerine daha önce hiç girmemiştim. Hem vakit olmaz diye düşünürdüm, hem de hiçbir zaman buna yeterli vakti ayırıp uğraşacak 8-10 arkadaşı bir araya getirememiştim. Bu sene Amerika'da olmanın da etkisiyle 3 Türk 5 Amerikalı'dan oluşan 8 takımlı bir ligi sonunda kurduk.

Draftimiz bu akşam 8'de yapıldı, bilgisayar başında olamasam da Whatsapp sağolsun telefon başından uluslararası mesajlaşmalarla mümkün olduğunca kendi takımımı kendim seçtim. Draft öncesinde bir sıralama yapmıştım zaten, yardımcı oldu. Bilmeyenler için söyleyeyim, en azından bizim sistemde draft bir tur üst sıradan, bir tur alt sıradan dönüşümlü olarak oyuncu seçmeliydi. Hedefim 3.cü - 4.cü sıra gibi ortalarda olup hep aradan seçmekti, ama bilgisayar ilk turda son sırayı bana vermiş. Böylece ilk tur son sıra, ikinci tur ilk sıra, üçüncü tur son sıra vs. diye giderek 8, 9, 24, 25.. sıralardan oyuncu seçtim. Bütün seçimlerimin arka arkaya olması fena olmadı, yani aslında her turda iki oyuncu seçtim.


13 tur sonunda böyle bir takımım oldu. 8 ve 9'dan Deron Williams ve Kobe'yi, daha sonra sırasıyla Iguodala ve Lee, Deng ve Gortat, Boozer ve Batum, Bynum ve Irving, Mayo ve Turner ve son turda da Kaman'ı aldım. Aslında istediğim adamların çoğunu aldım, ama ilk seçtiğim oyuncunun Deron Williams olması beni yıldız oyuncular yönünden biraz zayıf bıraktı. Ligin geri kalanı ise şu şekilde oluşmuş:


Bence takımlar arasında fena bir yerde değilim, kurallara da daha tam olarak hakim değilim tabi ama zamanla alışırım umarım. Sezonun 82 yerine 66 maç olması avantaj, böylece her akşam daha fazla oyuncunun maçı olacak ve rotasyona daha az gerek olacak. Şu ana kadar en iyi gözüken takımlar ise bence ilk iki sıradaki Shivakamini blastin ve Andy+Landry Show.

Lig sonunda yarın başlıyor. Duymayanlar fırsatı kaçırmasın, NBA maçları internette 9 Ocak'a kadar NBA.TV hizmetiyle bedava. Bu hizmet anladığım kadarıyla bizim bildiğimiz eski League Pass, zaten nba.com'a girince de sizi bu siteye yönlendiriyor, buradan üye olabiliyorsunuz. NBA yayın hakları D-Smart'a geçtikten sonra tahminim çoğu kişide bu üyeliğin şu anda olmadığı yönünde, ve haliyle maçları izleyen sayısı da azalacak gibi. Şansıma 10 Ocak'ta okula Amerika'ya dönüyorum, maçları da yine elimden geldiğince takip edeceğim.

Lig hakkında takas önerileriniz ve yorumlarınızı beklerim.

18 Ağustos 2011 Perşembe

Guzel Adam; James Blake

Futbolda olduğu gibi teniste taraftarlık yapmayı pek sevmem, çoğu zaman benim için sonuçtan çok oynanan oyun önemlidir. Seyir zevki denince herkesten önce 2009 yılında kortlara veda eden Marat Safin gelir, özellikle toprak kortta kendisini izlemek bana büyük keyif verirdi. Tek ayağı üstünde zıplayarak vurduğu backhand'i o vuruşun tenis literatürüne Safin backhand'i olarak geçirecek şekilde iyi vururdu.  Şüphesiz kendisini izlerken büyük keyif aldığım bir başka oyuncu ise James Blake. Kendisi bitmek bilmeyen bir enerjiye ve Gonzalez ve Del Potro ile birlikte oyunun en iyisi olarak kabul görülen müthiş bir forehand'e sahip. Hem Safin'in hem de Blake'in kariyerleri sakatliklarin etkisiyle cok calkantili gecti, artik kortlardaki strese ve sakatliklara dayanamayan Safin 29 gibi genc bir yasta tenisi birakmaya karar vermisken Blake ise hala daha once mucuzevi bir sekilde basardigi geri donusu tekrar etmenin pesinde. 



Kariyeri'nin sonlarina yaklasan James Blake icin bir geri donus artik cok uzak gozukse de kendisi 2005 yilinda belki de spor tarihinin en buyuk geri donuslerinden birini gerceklestirerek buyuk bir mucizeye imza atmisti. 2004 yilinda kariyerinin o ana kadar olan en ust noktasindayken Roma'da mac oncesi yaptigi antrenmanda boynunu kiran Blake'in birakin tenis oynamayi 6 ay boyunca  yurumesine bile izin verilmemisti. Bir daha tenis oynayip oynayamayacagi bile belli degilken, Blake sakatligindan 6 hafta sonra babasini kaybetti. (Sakatligi sirasinda yasadiklari ve tenise geri donusu hakkinda 2007 yilinda Breaking Back: How I Lost Everything and Won Back My Life adinda bir kitap yayinladi. Yazdigi kitap spor camiasinda bugune kadar yazilmis en etkileyici biyografilerden biri olarak kabul ediliyor. Sophomore yilinda profosyonel tenisci olmak icin Harvard egitimini birakan Blake'den de bu beklenirdi.)  Butun bu olaylarin ustune biyografisinde kendisinin aslinda ne kadar sansli oldugunu dusundugunu anlatiyor. Sakatlanmis olmsini buyuk bir sans olarak goruyor ve aksi halde buyuk ihtimal babasinin hayatinin son 3-4 haftasinda onunla birlikte olamayacagini dusunuyor. Ayrica kitabinda Blake sakatliginin ve babasinin olumu  ardindan sevdigi herseyin elinden goz acip kapayincaya kadar elinden gidebileceginin farkina varip hayata hic olmadigi kadar guclu baglandigini soyluyor. 




Butun bu buyuk acilari yasadiktan sonra kimse Blake'den tekrar kortlara donup basarili olmasini beklemiyordu. Ustune ustluk bir yildir turnuva oynamadigi icin Blake siralamalarda ilk 200de bile degildi. Ama o cok kararliydi ve ise  ATP turnuvalarinin bir alt katogarisi olan Challenger turnuvalarini bir bir kazanarak basladi. Kisa surede cok yogun bir turnuva programinin ardindan 49.luga kadar yukseldi. Ama asil destegi onu cok seven Amerikan halkindan aldi. Genelde genc ve gelecek vaad eden oyunculara verilen US Open wild cardlarindan biri USTA tarafindan o sene James Blake'e verildi. Blake kendisine taninan bu sansi daha iyi kullanamazdi.  3. turda 2 numarali seri basi olan Nadal'i eledikten sonra ceyrek finale kadar yukseldi ve bir baska Amerikali Agassi'yle elesti.  Blake ceyrek finalde Agassi'ye belkide hayatimda izledigim en guzel tenis maclarindan birinde 5. seti 7-6 kaybederek elendi. Eger tenisi sevmeyen birine sevdirmeye calisiyorsaniz yapacaginiz en yararli seylerden biri ona US Open 2005 Agassi-Blake macini izletmek olur.




Artik siralamalarda geriye dustugu icin cok James Blake macina denk gelemiyorum. DVD ye cektigim maclar arasinda Safin'den sonra en cok James Blake maci var sanirim. Eylul'de cok buyuk ihtimal US Open'a gidecegim, en buyuk hayalim belki de baska bir turnuvada elime gecemeyecek bu firsati degerlendirip bu guzel adamin canli bir macini izlemek.

14 Ağustos 2011 Pazar

Ataturk Tenis Izlerken..

Fazla soze gerek yok, benim icin cekilmis en anlamli Ataturk fotografi. Ismet Inonu ile birlikte Karsiyaka Tenis Kulubunde tenis izlerken..
Daha Fenerliler Besiktaslilar tartisa dursun Ataturk hangi takimli diye

"Karşıyaka Spor Kulübü'nde karşı karşıya bulunduğum gençlik iftihara çok şayandır. Bu gençlik muvacehesinde istikbalin kuvveti, saadeti ne bariz görülmektedir." M.K Ataturk

11 Ağustos 2011 Perşembe

Un Sol para los Chicos

Marcelo Tinelli, Adrián Suar, Martin Palermo, Fernando Cavenaghi

Un Sol para los Chicos UNICEF'in Arjantin'de düzenlediği bir etkinlik, İspanyolca "Çocuklar için bir Güneş" anlamına geliyor. Buenos Aires'te Luna Park (lunapark?) Stadında düzenleniyormuş, geçtiğimiz 7 Ağustos Pazar akşamı da 20.yılını kutlamış etkinlik burada.




Etkinliğe Diego Torres, David Bisbal, Franco de Vita gibi Arjantin'in ünlü sanatçıları katılıyormuş. Bizi ilgilendiren kısım ise yukarıdaki resimdeki dörtlünün yaptığı Ayak Tenisi maçı. River Plate'li Fernando Cavenaghi ve çiçeği burnunda emekli Martin Palermo, televizyon sunucusu Marcelo Tinelli ve aktör Adrián Suar'a karşı oynamış. Maçın hareketi ise Palermo'dan, çevrilmesi çok zor bir sayıyı estetik bir voleyle bitirmiş yaşlı kurt. Rakip de fena oynamamış gerçi, ben bu takımları görünce büyük haksızlık var diye düşünmüştüm ama güzel sayı olmuş.


38 yaşında Martin Palermo, daha bu yaz emekli oldu diye hemen pabucunu dama atmamak lazım. Acaba emekli bir futbolcu böyle bir hareketi yapmaktan kaç yaşında vazgeçer? Bence hiç vazgeçmeyeni kesin vardır, Palermo'da eminim onlardan biri olur.

9 Ağustos 2011 Salı

Meriç Tunca ve Arda Turan

Meriç Tunca, bildiğim kadarıyla Hürriyet.com.tr Spor Müdürü kendisi. Ne zaman Hürriyet'in sitesinde ilginç, provokatif başlıklı bir yazı görsem kesin ona ait diye tahmin ederim, çoğunlukla da yanılmam. Ne kadar saçma yazıları olduğunu da bildiğimden biraz güleyim diye okurum, bitirdiğimde bir insan daha da saçmalayamaz diye sinir harbi geçiririm.

Duymayan kalmamıştır, Arda Turan 12 milyon Euro bonservis bedeliyle Atletico Madrid'e transfer olmuş, alacağı para 5 yıl boyunca yılda 2.5 milyon Euro olarak söyleniyor. İnternet sitelerinde gazetecilik zaten alay konusu haline gelmiş durumda, ben de Meriç Tunca'nın Arda Turan konulu, 29 Haziran 2011 tarihli yazısını alıntılamak istedim. İçi rahattır sanıyorum kendisinin, bence yine de yatacak yeri yok...

"Arda'yı kim işletiyor

Birileri belli ki Arda'yı işletiyor..

Ya da Arda bizi işletiyor..
Ya da hem Arda, hem birileri Galatasaraylılar'ı fena halde işletiyor..

* * *

Ne zaman transfer dönemi kapanıyor..
Bir bakıyorsunuz;
Arda Chelsea'ya gidiyor..
Atletico Madrid Arda için geliyor..
Barcelona Arda için ölüyor..
Manchester United Arda için bitiyor..
Liverpool Arda için yanıyor..
Bayern Münih Arda için tutuşuyor..
Hatta Chelsea biraz daha ileri gidip, ''Al Drogba'yı ver Arda'yı, al sana üstüne 7 milyon pound'' falan diyor..
Sonra...
Transfer dönemi açılıyor, imzalar atılmaya başlanıyor..
Bir bakıyorsunuz.. Ya da bakamıyorsunuz;
Ne Arda Chelsea'ya gidiyor..
Ne Atletico Madrid Arda için geliyor..
Ne Barcelona Arda için ölüyor..
Ne Manchester United Arda için bitiyor..
Ne Liverpool Arda için yanıyor..
Ne de Bayern Münih Arda için tutuşuyor..
Hatta Chelsea bile ''Al Drogba'yı, ver Arda'yı, al sana üstüne 7 milyon pound'' falan demiyor..
''Peki buradan hangi sonucu çıkartacaksın?'' derseniz;
Arda ile kıyaslanan dünyanın en sıradan oyuncusu (!) Messi Barcelona'da yerinde sayıp, bir teklif bile alamazken (!)
Messi ile kıyaslanan ve hatta ondan daha büyük olduğu kabul edilen Arda için dünyanın en süper kulüpleri adeta birbiriyle yarışıyor (!)

* * *

Allah aşkına biri beni durdursun..
Durdursun ki, gülmekten ölmeyeyim..."

Kaynak: Arda'yı Kim İşletiyor - Hürriyet Spor